Bir kum tanesinin öyküsü

Bir kumsalın malıydık, suların ıslattığı.. Kürekler salladı o kollar, doldurdular bir büyük küfeye.. Tek tektük de akrabalar vardı. Çakıllar, çerler çöpler... Ya ben kendimi tanıtmadım henüz... Bendeniz bir kum tanesi ... anlayacağınız toprak. O vakitler, yakıcı güneşle, ıslak tuzlu deniz arasında tatil keyfindeydim. Büyük büyük büyük büyük dedem kaya parçasından ayrılalı yüzyıllar geçmişti.

Duyardım eskilerden, masal niyetine anlatır, bizleri uzun geceler boyu dinletirlerdi. Onlar uyuklasa, biz onları dürter hikayeyi anlat dede derdik... Masal mıydı gerçek mi? Nerden bilebilirdik???

Sallana sallana gidiyorduk. Pek bir tıkış tıkıştık...Bir yandan üstümdeki kardeşlerimin yüküne omuz veriyor, bir yandan alttaki kardeşlerime yük oluyordum. Ne yaparsın, hayat bu... başa gelen çekilir.

Neler anlatmıştı dedem hikayelerde, "neler olursun a güzel torunum neler? Cam olursun, bardak olursun, zerafet derler, süs derler, tabak derler bardak derler. Beton olursun da içinde insanları yaşatırsın... Her bir şey olursun. Ol evlat ol... ama...hayırlı ol..."

Dedem mübareğin, o tatlı dilinden hep dökülürdü, "niyet hayr evlat akibet hayr".

Derken o devasa gürültüyle bizleri gideceğimiz yere götüren aracın sesi kesildi. Anladık ki bizler de varmıştık menzile. Sahi bu son menzil miydi?

İndirdiler bizleri, sırtladıkları gibi attılar bir elek üstüne.. elediler. O, çerimiz çöpümüz kalmaz oldu. Çakılımız ayrıldı, bizler de ayrıldık. Az da su tutularak, duşumuzu yaptırdılar... ohhhh ne de özlemişim şu kadarcık zaman diliminde suyu. "Boşa mı demişler? Ömrün su gibi olsun diye?"

O köşede, bizim çaprazımızda, dev torbalar vardı. Torba dediğime bakmayın, kavi şeyler, öyle iki çekmeye itmeye de yırtılmaz torbalar. Kumaştan mamül, ismi neyse bilmem, ben cahil bir kum tanesiyim.

Bir el, doldurdu bizi içine,
bir el sıkıştırdı,
karanlık bir ortamda,
bizi sıkılayıp bağladılar.
İplerle dikip,
işlemimizi bitirdi ler.

Ne olduk diye sorarken çuvalın kumaşı dedi, "kumlar fazla tepinmeyin, kum torbası olduk?"

"Ne o? ne olacak, biz ne yapacağız?"

Kum torbası;
- Bizi bağlayıp dövecekler.

-"Niye?" dedik
-Ya niyesini de size mi soracaklar? Kural koyucu onlar. Güç denemesini bizim üstümüzde yapacaklar? Sana sormazlar.
- Ya biz ne yaptık onlara? Niye bu dayak?
- Öff ya kum kafalılar sizleri, şimdi sizi mi düşüneyim kendimi mi? Dayağı birincil elden ben yiyeceğim, siz sızlanıyorsunuz.

Bu laflar birbirine dolanmış tartışma olurken, 2 kişi yüklendi bizi ve içeriye götürdü. Kumaşın anlattığına göre bir spor salonu imiş. O iki kişi, zorlana zorlana götürdüğü bedenimizi. Acep daha irileri mi dövecekti?

Astılar askılarımızdan, ölçtüler, biçtiler ve iplerimizi bağladılar.

Geldi bir kişi, bir yumruk attı, o biri ki, tekmeyi yapıştırdı acımadan. Allah dedikçe yüklendi, inledikçe yapıştırdı. İlk gün inanın çok kötüydü. Nerede o sahil?, nerede dedem?, ben nerede? ben niye burdayım???


Akşam iyiydi, yıldız da görmezdik ama, Allah'tan dayak da yemezdik. Sabahtan yine o adam, bizi bağlayıp, oradan oraya atan, gelip eli kolu bağlı bizleri döven yine geldi. Yine yine dövdü.

-"Şerefsiz" dedi kardeşlerimden biri. "Dövmesi kolay, sal bizi de bak ben seni ne yaparım."
Sordum
-"Ne yaparsın"
-"Ne yapacağım" dedi, Cam olsam keserim, beton olsam kırarım, kum olsam, zaten içime gömülür kalırdı, Taş olur baş yarardım. Toprak olur, ahh, ahh , ahhh toprak olurr..."
Sordum,
-"Toprak olur ne yaparsın?"
-"Toprakkkk olu...."

-"Kesin ya!" dedi kumaş. "Dışardan o vuruyor, içerde çen çen siz.. Kafam gözüm kulağım kalmadı."

-"Merak etme Kumaş, bak ben ne yapacağım... Ne senin derdin kalacak sonunda, ne benim???" dedi kardeşim
-"Pehh" dedi kumaş.. "Kum, gün olacakmış da, karanlık bahtıma bir güneş gibi doğacakmışşş. ha ha ha."

Arkadaşım az mahçup ama, oldukça inançlı ifade etti.
-"Bakma küçüklüğümüze, bağımızdan kurtulmasını da biliriz. Bakma bizi dövene, zalime zulmünü de bildiririz. Bakma sen, son tokatı kimin vuracağını kimse bilmez..."
-"Ya" dedim ve ilave ettim "Niyet hayr akibet hayr, dedemin dilinden düşmezdi"


Günler günleri devirdi, akşam sabaha,sabahlar akşamlara karıştı. Gün dereleri, ay ve mevsim nehirlerine, mevsimler yıl denizine aktı... Bizi kaplayan kumaş eski ve yıpranmış hallere geldi. Bizler iyice sıkı sıkışık olmuştuk. Eskisinden daha serttik ama, ne hapsimiz bitmiş, ne bizi bağlayan zalimin zulmünden kurtulabilmiştik.

Vee bir gün, kumaşın deyimiyle, o gözlerinin ışıltısı cehenneme benzeyen, zalim,  kumaşa öyle bir vurdu ki...

Kumaş
-"Anammm " diye bir feryatın ardından yırtıldı. Bizler, yılların ışıksız ortamından, ortalığa dökülür olduk. Heryer karıştı.

İçerden gelenler, bizleri temizledi. O vicdansızın suratı ilk kez gördüm. Öyle ya, her zulmü, sanal bir şekilde hissediyorduk. Darbesini alıyor, kim ve ne olduğunu bilmiyorduk. Niye vurduğunu, derdinin ne olduğunu bilmiyorduk. O Allah yarattı demeden yaptığı zulümleri, o, hayasız tekmeleri nasıl atıyor sadece tahmin ediyorduk.

Gözleri anlattı herşeyi, ve sildi gözümdeki tüm nefreti. O, kızılacak, öfkelenilecek biri değil, sıradan acınacak bir yaratıktı. Gözlerinin feri, pırıltısı, ruhu yoktu. O yaşayan bir ölü, hırsını ve kinini nefretinden alan bir zavallıydı.

"Sennn!!!", demek istedim. Dedirtmediler. Topladılar ve karga tulumba attılar bizi taaa, ötelere bir mezarlığa. Serpildik toprağa, tanıştık yeni dostlarla. Kumsal değildi, değildi ama, güneş ve açık hava vardı ya. Kurtulmuştuk.

Kurtulmuş ve "zulmün payidar olmadığını" görmüştük.

Günler haftaları çekiyor, onları bir sıra yapıp aylara yamıyor, aylar bir kolye olup yılları meydana getiriyordu. Sıra sıra yıllar geçiyor, insanların ölüleri bu yana geliyordu. Kaç yıldı bilmiyorum. Günlerden bir yazgünü, o sahilden koparılışımız benzeri bir aydınlık vakitti. Bizleri yanlara ayırdılar, birisini getirdiler tabuttan, hemen tanıdım. "O" idi. Kardeşim, o zamanında sözü yarım kalan kardeşim

"şimdi " dedi. Ve ben anladım.

O topraktan gelip toprağa zulmedeni, toprak yapacaktık.

Üstünü bürüdük, önce, içimizden süzülen, yılanlar, akrepler, karıncalar yokladı o zulmün sahibini, sonra, biz erittik. Erittik ve onu toprak ettik.. biz ettik.


(Bu hikaye, yetkisi olup, karşıdakini susturan.. Susturduktan sonra ona haksız yere laf sayan... gelişim sürecini tamamlamamış biri düşünülerek kaleme alınmıştır.)